Gezelim Bilelim

Amsterdam Gezilecek Yerler Rehberi





Bu seferki durağımız Amsterdam. Bugüne kadar gezdiğim şehirler arasında beni en çok etkileyen şehirlerin başında geldiğini söyleyebilirim. Gitmeden önce peşinen şunu kabul etmeliyiz ki, İtalya’da, İspanya’da görmeye alıştığımız gotik, barok mimari tarzları burada yok. Hollanda daha çok kuzey ülkelerinde (Danimarka , Finlandiye vs.) görmeye aşina olduğumuz bir mimariye sahip.Şehir gerçekten kanalların da verdiği tad ile beraber oldukça güzel, insanın hiçbirşey yapmadan saatlerce bankta oturası ve sokakları izleyesi geliyor.

Amsterdam Havalimanı’ndan Şehir Merkezi’ne Ulaşım

Amsterdam şehir merkezinden şehire ulaşmak gerçekten çok kolay. Schipol Havalimanı gerçekten oldukça rahat ve gelişmiş bir havalimanı. Bavullarınızı aldıktan sonra Train/Bus yazan okları takip edip yürüyen merdivenlerin olduğu bir alana geliyorsunuz.

Bu alanda aşağıdaki gibi sarı kiosklar bulunuyor. Bu sarı kiosklardan ingilizce dilini seçerek, “Central Station” varışlı biletinizi rahatlıkla alabilirsiniz.

Biletinizi aldıktan sonra, hemen kafanızı yukarı kaldırdığınızda ekranlar görecek, ve şehir merkezine gidecek trenin hangi perondan kalktığını öğreneceksiniz. Bundan sonrası zaten oldukça kolay, yaklaşık 18dk. içinde merkez tren istasyonuna gelmiş oluyorsunuz. Trende durakların ismini ingilizce ve flemenkçe olarak söylüyor telaş etmenize gerek yok.

Amsterdam’da Nerede Kalınır?

Amsterdam’da toplu taşıma oldukça gelişmiş durumda, şehir merkezinde hemen her yere tramvay ile gitmek mümkün, fakat toplu taşıma gece geç saatlerde çalışmıyor. Amsterdam’ın asıl zevkinin gece çıkacağını düşünürsek benim sizlere özellikle tavsiyem şehir merkezinde bir otelde konaklamanız.

Ben sizlere kendi konakladığım oteli şiddetle önerebilirim. A-Train Otel‘de oda kahvaltı diğer otellere göre çok uygun bir fiyata konakladım. 3 gece konaklama da kişi başı günlük 150€ gibi bir rakam ödedim, ve kahvaltısı gerçekten Hollanda peynirleri ile dolu harika bir kahvaltıydı, continental kahvaltının oldukça üzerindeydi. Ayrıca otel konsept olarak tam bir tren havasındaydı. Konum olarak da tren garından çıktıktan sonra yaklaşık 100 metre uzakta yer alıyordu. Bu da bizi her yere rahatça yürüyebilir hale getirdi. Odalardan çok bir beklentim yoktu, odalar muhteşem değildi fakat işimizi fazlasıyla gördü.

Otelin Restoranından bir kare

Amsterdam’da Şehir İçi Ulaşım

Şehri yürüyerek gezmek bence en iyisi fakat eğer toplu taşıma kullanacağım diyorsanız I Amsterdam kartı ile aldığınız süre boyunca tüm toplu taşıma araçlarını ücretsiz kullanabilir ve bazı müzelere ücretsiz veya indirimli olarak girebilirsiniz. Bir de GVB kart var bu ise size sadece toplu taşıma da ücretsiz ulaşım sağlıyor, müze girişi vermiyor. İki kartı da Havaalanında indiğinizde Tourist Information kısmından alabilirsiniz. Havalimanından tek binişlik şehir içine ulaşım tren kartı 5.8€ idi. Şunu unutmayın ki, otobüs , tren hangi vasıtayı kullanıyorsanız, biletleri hem inerken hem binerken ilgili makinalara okutmak durumundasınız, aksi takdirde herhangi bir kontrolde ceza yemek durumunda kalabilirsiniz.

Amsterdam Gezilecek Yerler

Şimdi sıra geldi en çok merak edilen nokta olan gezilecek yerler kısmına. Öncelikle şunu söylemeliyim ki gezmek için Amsterdam’a 3 gün tam anlamıyla yeterli, fakat özellikle belirtiyorum ki 1 gün de çevresindeki kasabaları gezmeye kesinlikle ve kesinlike ayırmalısınız. Amsterdam çevresindeki kasabaları size bu yazının sonunda ayrıca anlatacağım.

Amsterdam’ın en ünlü ve en çok hareketin olduğu iki caddesi Damrak ve Vorburgwal. Solda nokta nokta ile gösterdiğim caddeler. Size öncelikle tavsiyem bu iki caddeyi ilk önce yürüyerek gezmeniz. Şehri keşfetmeye bu şekilde başlarsanız zaten şehir hakkında ilk etapta bilgi sahibi olabilirsiniz.

Yazının ilerleyen kısımlarında ünlü Red Light District Hakkında bilgi vereceğim fakat bir ön bilgi olarak kırmızı ile işaretlediğim bölge Red Light’ın en canlı ve tüm aksiyonun toplandığı bölgesi.

Gezilecek yerle başlayacak olursak, aslında şehrin en şaaşalı yapısı Merkez Tren istasyonu, gerçekten görülmeye değer ve fotoğraf çekmeye doyamayacağınız bir yapı.

Tren istasyonunun hemen önünden kalkan üstü camlı veya mevsimine göre üstü tam açık feribotlarla güzel bir kanal turu yapabilirsiniz. Türkçe de dahil olmak üzere bir çok dil seçeneği olduğu için hem önünden geçtiğiniz şehrin önemli yapıları hakkında detaylara sahip olabilir hem de yorulmadan panaromik bir şekilde şehri tanıyabilirsiniz. Feribot markası tavsiyesi yapmayacağım çünkü gözünüze hangisi hoş geliyorsa gidip ona binebilirsiniz, kalite bakımından hiçbirinde sıkıntı olduğunu düşünmüyorum. Fiyatlar 10 ila 18 € arasında değişiyor.

Damrak Caddesinden gezimize başlıyoruz sağlı sollu hediyelik eşya mağazaları ilk etapta bizi karşılıyor. Buradaki mağazaları fikir edinmek açısından görmenizi ve gezmenizi tavsiye ederim. Fakat eğer hediyelik eşya alacaksanız buralardan almayın çünkü size yazımın ilerleyen kısımlarında çok daha uygun fiyatlara nereden alabilirsiniz bundan bahsedeceğim.

Amsterdamda sıradan bir Alışveriş Merkezi

Bu arada bu hediyelik eşya mağazalarında, aşağıda resmini göreceğiniz üzere, otlu çaylar, otlu şekerler, kekler vs. gibi bir çok ürün satılıyor. Bunları güvenerek alabilir ve Türkiyeye getirebilirsiniz, zira bunların yurtdışına çıkarılması yasak değil çünkü içlerinde TCO denilen yasaklı madde yok ve hepsi Avrupa Birliği onaylı ürünler. Zaten hiçbiri sizi zihinsel olarak etkileyecek ürünler değil. Bunlar hatta Türkiye’deki yakınlarınız için çok etkileyici ve şaşırtıcı hediyeler olacaktır emin olabilirsiniz.

Damrak’tan devam edince yol üstünde De Oude Kerk isimli Amsterdam’ın en eski ve ünlü kiliselerinden birini görüp resimleyebilirsiniz.

Sonrasında Dam Meydanı‘na geliyoruz. Diğer Avrupa ülkelerini görenler için çok etkileyici bir meydan olduğunu düşünmüyorum açıkcası.

Bu meydanın başlıca yapıları, Madame Tussaud Balmumu Müzesi , Kraliyet Sarayı ve De Nieuwe Kerk yer alıyor.

Kraliyet Sarayı

Madame Toussaud Balmumu Müzesi

Balmumu görmeye ne kadar meraklısınız bilmiyorum ama artık hemen hemen Türkiye de dahil olmak üzere her ülkede balmumu müzesi var, buraya girip vakit kaybetmenizi önermiyorum, zira önünde her daim kuyruk oluyor.

14.YY.’da inşa edilen bu kiliseyi malesef diğer gezen arkadaşların kaleme aldığı gibi ücretsiz olarak gezemiyorsunuz, hatta ücretsiz gezmeyi bırakın, sergi yoksa gezemiyorsunuz. Günümüzde ücretli olarak ancak sergiler varken içini görebiliyorsunuz. Biz de bu sebeple malesef içini göremedik.

Niewue Kerk

Dam Meydanı’nın yakınlarında kitabı ile ünlü Anne Frank’ın evi bulunuyor. Şahsen kitabını okumadığım için çok ilgimi çekmeyen bu yapıya girmedim fakat oldukça ufak bir ev olduğu için sürekli bir sıra mevcut.

Anne Frank’ın Evi

Amsterdam’da size tavsiyem, girmek istediğiniz müzenin biletini mutlaka internet sitesinden gitmeden önce almanız, böylece hem kuyruk beklemez hem de birkaç euro daha ucuza alabilirsiniz.

Damrak caddesini bitirdiğinizde yol sağa doğru kıvrılacaktır. Bu noktada benim Amsterdam’da en çok hoşuma giden kısımlardan biri olan Lale Pazarı (Flower Market) bulunuyor. Burada sadece lale değil envai çeşit çiçek çeşidini bulabilirsiniz, bonzai’den tutun, esrar yetiştirme kitlerine kadar bir çok çiçek ve hediyelik eşya bu marketlerde bulunuyor. Yazımın başında belirttiğim üzere, Amsterdam’daki hediyelik eşya alışverişlerinizi uygun fiyatlara ve çok çeşitli olarak buralardan yapabilirsiniz.

Peyniri ile ünlü Hollanda’ya gelip peynir almamak olmaz. Yerli halkla konuştuktan sonra en iyi peynircisinin “Henri Willig”  olduğunu öğrendim. Peynirinizi Lale pazarının hemen yanında bulunan Henri Willig mağazasından alabilirsiniz. Aşağıda resmini gösterdiğim peyniri 15€ karşılığında satın alabilirsiniz.

Bu peynirler, pastorize ve pastorize olmayan olarak ikiye ayrılıyor, peynirleri tadıp alabiliyorsunuz, benim tercihim pastorize olmayandan yana oldu. Fiyatları değişmiyor, bu şekilde dolap dışında 2.5 ay boyunca saklanabiliyor.

Aslında bu peynirler en pahalı olanları, daha uygun fiyatlara da peynirler mevcut, bu mağazalarda hepsini tadabiliyor ve zevkinize göre alışverişinizi yapabiliyorsunuz. Aslında Hollanda’nın en ünlü Edam peynirinin ana vatanı Edam Kasabası eğer Edam’ı ziyaret etme düşünceniz varsa peyniri oradan da alabilirsiniz, ben şahsen Edam’dan aldım, Edam yazımda ayrıca bundan da bahsettim, Edam Gezilecek Yerler yazımda okuyabilirsiniz. Fiyatlar farklılık göstermiyor, Edam’da da aynı 15€.

Çiçek Marketin hemen başında ünlü Amstel Birası’na ismini vermiş olan “Amstel” caddesi yer alıyor, bu caddede bizdeki watsons, gratis tarzında bir çok mağaza ve sağlı sollu giyim mağazaları bulabilirsiniz. yukarıdaki nokta nokta güzergahta gösterdiğim gibi ufak çaplı yaklaşık 1km’lik bir tur güzel bir güzergah olacaktır. Amstel’den tam u dönüşe geçtiğiniz noktada Amsterdam’ın ünlü “Ice Bar”ı bulunuyor. Ice Bar’a giriş 19,5€  bu fiyata 3 adet içki ve kıyafetler dahil. 3 adet içki dediğim ise 3 adet ufacık shot. Size şöyle özetleyeyim, Antalya’daki 5 yıldızlı otellere gittiğinizde buzdan heykeller yapıp yemeklerde sergilerler ya, işte aynı o heykelleri soğutulmuş ufacık bir barda gördüğünüzü düşünün. İngilteredeki Ice Bar olsa tamam fakat Amsterdam’daki Ice Bar’a girmenizi kesinlikle önermiyorum, içerisi oldukça kalabalık ve küçücük bir mekan. Paranızı sokağa atmak istemiyorsanız girmemenizi öneriyorum.

Amstel’de bir tiyatro

Burayı da gördükten sonra hemen yanındaki Rembrandtplein adı verilen meydana ulaşıyor ve buradaki banklarda biraz soluklanıp güvercinleri yemliyoruz. Burada ünlü ressam Rembrandt’ın enteresan ve güzel bir heykeli de mevcut. Bu meydanda kafanızı kaldırdığınızda booking com’un binasını da görebilirsiniz.

Dönüş güzergahına geçtiğimizde, burada De Krijtberg, Oude Lutherse Kerk adındaki iki yapıyı da görüp fotoğraflayıp,Voorburgwal caddesinden dönüş yolculuğumuza geçiyoruz.

De Krijtberg

Dönüş yolunda, Amsterdam’ın en enteresan bölgelerinden biri olan Beginjhof hemen sağımızda kalıyor. Ufacık bir kapıdan geçerek girilen bu bölgenin ortasında evler tarafından çevrili büyük bir bahçe yer alıyor. Bu bahçede belli bölgeden ileri yaşayanlar dışında geçilmesi yasak. Eskiden rahibelerin oturduğu bu bölgede şimdilerde yalnız yaşayan kadınlar oturuyor. İçinde bir adet de kilise mevcut. Amsterdam’a gelmişken bu bölgeyi de resimlemenizi öneriyorum. Ayrıca Houten Huis adı verilen Amsterdam’ın en eski evi de burada yer almakta.

Giriş Kapısı

Avlu tarafı

Het Houten Huis (En eski Ev)

Dönüşümüz sırasında yine sağlı sollu bir çok mağaza ve Amsterdam Müzesini göreceğiz.

Başladığınız yere döndüğünüzde havanın karardığını ve yorulduğunuzu hissedeceksiniz. Size Amsterdam’ın en ünlü tatlıcılarından biri olan “Winkel 43″‘ü önereceğim. Burada kremalı elmalı tart yemenizi mutlaka tavsiye ediyorum. Fakat giderken sıra beklemeyi göze almalısınız.

Evet ve beklenen an geldi akşam oldu. Merakla beklediğimiz Red Light Mahallesini akşam saatlerine ayırmıştık.

Red Light’a girince efsanevi bir kalabalığın akarcasına yürüdüğünü gördük. Çoluk çocuk demeden herkes bu bölgede geziyor. Kanalların da güzel bir hava kattığı bu bölgeyi görmeden sakın ha sakın Amsterdam’dan ayrılmayın.

Bu bölgenin esprisini şöyle anlatayım, aşağıda resmini göreceğiniz şekilde vitrin kıvamında ince uzun odacıkların içinde hayat kadınları yarı çıplak vaziyette bekleyerek , çeşitli dans ve figürlerle müşteri çekmeye çalışıyorlar. Kimi zaman kapıyı açıp laf atıyor kimi zaman ise cama vurmayı tercih ediyorlar. Fiyatta anlaştığınız takdirde cam kapıdan içeri giriyorsunuz, perdeler çekiliyor ve bu hanımlarla ilişkliye girebiliyorsunuz . Genel piyasanın pazarlığa göre değiştiği fakat kapının 50-60€ lardan açıldığı konusunda malumatlarım mevcut.

Bu bölgenin kendine has bazı ipuçları var, eğer bayanların üzerindeki ışık kırmızı ise kadın, mavi ise travesti olduklarını anlıyorsunuz.





Sakın ha sakın fotoğraf çekmeye kalkmayın, odadan çıkıp üstünüze saldırabilir, veya Surinamlı dev dostlarını üstünüze salabilirler. Biz tabiki karşıdaki bir pubda oturup çaktırmadan resmimizi çektik.

Redlight’ın ana caddelerindeki kadınlar, ara sokaklardakilere göre daha güzeller ve arka sokaklara gittikçe bu sebeple fiyatlar da daha uygun hale geliyor.

Redlight’ın özellikleri tabiki bununla bitmiyor, Redlight’taki diğer ilgi çekici aktiviteler;

Casa Rosso

Casa Rosso adındaki yer, Canlı bir seks tiyatrosu olarak hizmet veriyor. 2 içki dahil giriş ücreti 55€, içkisiz giriş ücreti 45€. Bu bedeller, internetten alırsanız 3€ daha uygun hale geliyor.

İçerisi bildiğiniz tiyatro gibi, sahnenin ortasında dönen bir platform mevcut. Yaklaşık 10 dakikalık değişik interaktif şovlar ile seyirciyi eğlendirmeyi amaçlayan bir konsepti var.

Bazı skeçlerde tek başına kadınlar çıkıp değişik şovlar yapıyorlar, bazı skeçlerde kadın erkek bildiğiniz ilişkiye giriyorlar, bazı şovlarda ise interaktif olarak seyircilerden gönüllü olanları da sahneye çıkararak farklı şovlara imza atıyorlar.

Amsterdam’a gitmişken burayı da görmeden gelmemenizi tavsiye ediyorum. Bir kere girilecek bir aktivite. 24 saat boyunca devamlı olarak sürüyor, şovun toplam süresi 1 saat, 1 saatin ardından şovlar başa dönüyor, isterseniz sabahtan akşama kadar aynı şovları farklı şahısların marifetleriyle izleyebilirsiniz.

Size tavsiyem, görmüş denemiş birinin tavsiyelerini dinleyin, diğer şovlara gitmeyin, 3-5 euro kar etmeye çalışmak yerine en kalitesini tercih edin ve Casa Rosso’yu seçin.

casa rosso resim

Sex Palace Peep Show

Bu mekana girdiğinizde sağa veya sola dönebileceğiniz iki seçenek var. Sağa döndüğünüzde, ufak kabinler görecek ve bu kabinlerde 2€ karşılığında istediğiniz filmi(!) seyredebileceksiniz.

Yine sağ tarafta bir başka özel kabin mevcut, orada da eğer isterseniz canlı bir şekilde kadınlar size özel şov yapabiliyorlar. 20€ bahşiş vererek başlıyor ve her 2 dakikası için yine 2€ veriyorsunuz.

Sol tarafa dönerseniz, kafanızda bir daire canlandırın, dairenin etrafını kabinlerle çevreleyin, ve dairenin içinde saatine göre bir kadının şov yaptığını veya bir çiftin ilişkiye girdiğini düşünün. Siz bu kabinlere girip 2€ attığınızda önünüzdeki ekrandaki buğ çözülüyor ve içerde olanları izlemeye başlıyorsunuz. İşin komik tarafı, buğ çözülünce diğer izleyenleri de görüyor ve insanların nasıl ağzının suyu aka aka bu aktiviteden keyif aldığını görebiliyorsunuz.

Coffee Shop’lar

Hemen hemen en ünlü CofeeShop’lar burada yer alıyor. Amsterdam genelinde en çok tercih edilen CofeeShop “Bulldog” Redlight’ta cadde üzerinde iki adet Bulldog yer alıyor, bunun sebebi, CoffeShoplarda alkol satılmıyor, 1. Bulldog’dan eğer istiyorsanız kekinizi veya esrarınızı alıyorsunuz, 2. Bulldog’a gidip içkinizi alıyor ikisini bir arada götürebiliyorsunuz.

Sonuç olarak hangi aktiviteyi seçerseniz seçin güzel bir gece sizi bekliyor, hiçbirşey yapmasanız bile, içeceğinizi alıp sokağa oturup kanalları, geleni geçeni seyrederek bile oldukça güzel vakit geçirebilirsiniz.

Bu arada Redlight caddesi üzerinde adım başı ayak üstü tuvaletinizi yapabileceğiniz yerler var, bu sebeple asla sıkışmıyorsunuz. Sokağın ortasına tuvaletini yapan insanlar görürseniz sakın şaşırmayın.

Sıra geldi ikinci günümüze; İkinci günümüzde ise, ilk önce ünlü Vondelpark’ı görmeye gidiyoruz. Vondelpark’a bisiklet kiralayıp oldukça hızlı şekilde gidebilirsiniz. Mutlaka duymuşsunuzdur, dünyayada en çok bisiklet kullanılan şehirlerden biri Amsterdam, zaten arabalardan çok yolda yürürken bisikletlere dikkat etmek durumunda kalıyorsunuz. Vondelpark çiçek pazarı tarafında bulunan oldukça büyük bir park. Genelde insanlar burada cofeeshoplardan aldıkları keklerini veya uyuşturucularını yiyorlar, bu sebeple etrafta çok garip harekerler yapan insanları görmeniz oldukça olası. Burasının tercih edilmesinin sebebi, bu uyuşturucuları içtikten sonra kapalı alanlarda olunursa tripleri farklı olabiliyor, insanları basabiliyor ve strese sokabiliyormuş. Bu sebeple zannedersem herkes kendini yeşilliğe doğaya vuruyor.

Vondelpark’ı da bitirdikten sonra hemen arkasında yer alan ünlü Museumplein‘e geçiyoruz. Museumplein yani müzeler meydanında Amsterdam’ın ününe ün katan başlıca müzeleri yer alıyor.

Hollanda Ulusal Müzesi (Rijksmuseum), Van Gogh Müzesi, Pırlanta Müzesi, Stadelijk Müzesi bunlardan başlıcaları.

Rijk’s Müzesi

Şunu öncelikle söylemeliyim ki, sanata ilginiz olsun olmasın mutlaka ve mutlaka Van Gogh müzesini görmelisiniz. Sebebine gelince, bugüne kadar, televizyonlarda puzzle’larda gördüğünüz efsanevi fotoğrafları canlı canlı karşınızda görmek gerçekten bambaşka bir duygu.

Giriş ücretlerine gelince, RijksMuseum 17.5 € (18 yaşına kadar ücretsiz), Van Gogh Müzesi ise 17€(18 yaşına kadar ücretsiz).

Müzelerimizi de gezdikten sonra, Hollanda’nın bir diğer ünlü markası Heineken Biralarının yapılışını izlemek ve fabrikasını görmek istiyorsanız mutlaka Heineken Experience’ı denemenizi öneriyorum.

Heineken Experience giriş ücreti 16€  (11 yaşına kadar ücretsiz). İçeride hem biraların yapılışını izleyebilir hem de bira tadımı yapabilirsiniz.

Bu bölgede ayrıca yine Flower Market’e benzer, Albert Cuypmarkt adında bir açık pazar bulunmakta. Burada da bir çok hediyelik eşya ve çiçek bulabilirsiniz. Ama oteliniz uzak ve elinize taşımak istemiyorsanız Flower Market tarafından hediyeliklerinizi almak daha mantıklı.

Bu bölgeyi de bitirdikten sonra dönüş yoluna geçiyoruz, dönüş yolumuzu Vorburgwal caddesi üzerinden yapıyoruz çünkü sırada Amsterdam’ın yerlilerinin takıldığı asıl mahaller var. Şimdiye kadar genellikle turistlerin çoğunlukta olduğu bölgelerden bahsettik.

Amsterdam’ın yerlileri genellikle  de 9 Straatjes adı verilen 9 sokaklar bölgesinde takılmaktalar.

Yukarıda göstermiş olduğum bölgede ara sokaklarda oldukça güzel cafeler ve restoranlar yer almakta. Sizlere tavsiyem bu sokaklarda yürüyerek, banklarda oturarak vakit geçirmeniz ve gözünüze kestirdiğiniz cafe – restoranlara girip atıştırmanız. Böylece Amsterdam’ın yerel ruhunu da en iyi şekilde yaşayabilirsiniz.

Şimdi gelelim Amsterdam’daki nokta atış mekan tavsiyelerine;

Amsterdam’da ne yenir, ne içilir?

Winkel 43: Üstü Kremalı, elmalı tart

Lombardo’s: Amsterdam’ın en iyi ev yapımı hamburger restoranı. (Oldukça küçük, elinizde ayakta yemek zorunda kalabilirsiniz, fiyatlar uygun, dana etli seçenek mevcut)

Hoppe: Amsterdam’ın en retro en güzel publarından biri. Yaşlısı genci bu neredeyse 400 yıllık binada içkinizi yudumlayıp, mutlaka ve mutlaka Hollanda’nın ünlü bitterballen‘ini yemelisiniz. bitterbalenin gerçekten hala tadı damağımda.

Ünlü Bitterballen

Van Stapele: Hoppe’nin hemen yanında yer alan bu ufak kurabiye atolyesine gündüz gitmenizi tavsiye ederim, akşamları inanılmaz bir sıra oluyor. Net söylemeliyim ki hayatımda yediğim en güzel ev yapımı kurabiyeyi yedim. Ortasında beyaz çikolata, dışında kako…

Cafe de Klos: Amsterdam’ın fiyat performans bakımından şüphesiz en uygun et restoranı. Burada mutlaka Kuzu Kol yemenizi öneriyorum. Fakat 2 kişiyseniz 1 tane söyleyin, bir kişinin tamamını yemesi mümkün değil. Bir de mutlaka günün çorbasını tadın.

Tales & Sipirits: En farklı kokteyllerin olduğu müthiş bir kokteyl barı. Burada da rezervasyonunuz yoksa sıra bekleyebilirsiniz

Omelegg: Ucuza kahvaltı yapmak veya atıştırmak istiyorsanız omletleri ile ünlü bu cafeye mutlaka uğramalısınız

BierFabriek: Oldukça retro ve enteresan olan bira fabrikasında ücretsiz olarak sınırsız yer fıstığı yiyebilir, kabuklarını yere atabilir ve enfes draft biraların keyfine varabilirsiniz, fiyatlar uygun.

Stubbe’s Haring: Haring Hollanda’nın ünlü çiğ balığı, çiğ dediğimize bakmayın, tuz ve çeşitli soslarla kimyasal olarak pişiriyorlar, şehrin merkezinde ayaküstü tadabileceğiniz efsanevi bir tat.

Vileminckx: Aslında Belçika’dan Hollanda’ya gelmiş olan patates kızartması, Amsterdam’da oldukça tutulmuş durumda, çok farklı değişik soslar ile deneyebilirsiniz. Üzülerek söylüyorum ki bizim patateslerden çok daha güzeller.

Yazımın başında bahsettiğim gibi amsterdamın tamamını 3 full günde bitirebilirsiniz. Ama mutlaka ve mutlaka 1 gününüzü Amsterdam çevresindeki kasabalara ayırmanızı tavsiye ediyorum. Bunları da aşağıda başlıklar altında topladım;

Amsterdam Yakınındaki Gezilecek Yerler

Öncelikle size aşağıdaki haritayı göstermek istiyorum.

www.localbus.nl sitesi üzerinden 10€’ya satın alabileceğiniz bir bilet ile yukarıdaki haritada gördüğünüz tüm güzergahları 1 gün boyunca sınırsız olarak otobüsle gezebilirsiniz.

Amsterdam merkezi tren garına girip dosdoğru yürüyüp bilet gişelerinden de biletinizi alabilir veya vermiş olduğum adresten aldıktan sonra, PNR numarasını direkt olarak gişelere söyleyip biletinizi alabilirsiniz. Biletinizi aldıktan sonra otobüsler bilet aldığınız yerin hemen önündeki yürüyen merdivenlerden yukarıya çıkınca karşınıza gelecek duraklardan kalkmakta.

Bilet alacağınız yerden yukarıdaki haritayı ve kasabalar ile ilgili açıklamaların olduğu broşürü de alabiliyorsunuz. Yukarıdaki haritayı kısaca özetlemek gerekirse, örneğin Marken’e gitmek istiyorsanız, 315 numaralı otobüse binmeniz gerekiyor. Edam’a gidecekseniz, 110,312,314,316 no’lu otobüslerden herhangi birine binebilirsiniz.

Yukarıdaki harita ile ilgili bilmeniz gereken tek önemli konu ise, Volendam’dan Marken’e direkt geçmek isterseniz bir feribot mevcut fakat bu feribotta almış olduğunuz bilet geçerli değil, 10€ karşılığında yeni bir bilet almanız gerekiyor.

Yukarıdaki haritadaki görülmeye değer yerlere gelecek olursak, kırmızı ile işaretlediğim alandaki tüm kasabaları mutlaka ve mutlaka görmenizi tavsiye ediyorum.

Marken: Doldurma bir yol ile karaya bağlanmış müthiş bir ada.

Volendam: Büyük bir balıkçı kasabası

Monnickendam: Ufak ama şirin, kovboy kasabası görünümlü bir kasaba.

Edam: Peyniri ile ünlü, kanallar ile dolu şirin bir kasaba.

Amsterdam yakını gezilecek yerler ile ilgili diğer detaylara aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz.

Marken Gezilecek Yerler

Volendam Gezilecek Yerler

Edam Gezilecek Yerler

Monnickendam Gezilecek Yerler

Yukarıda bilgisini verdiğim güzergahların dışında bir de dillere destan yel değirmenleri ile ünlü Zanse Schans adında bir kasaba mevcut. 10€ luk biletinizle bu kasabaya gidemiyorsunuz, bu kasabaya gitmek için ayrıca yine tren garındaki kiosklardan Zanse Schans yönüne tren biletinizi alıp gidebilirsiniz. Detaylı Zanse Schans Gezilecek Yerler yazımızda bulabilirsiniz.

Özetle, Amsterdam emin olun ki sizi gerçekten kendine hayran bırakacak. Fakat en az Amsterdam kadar sizi kendine hayran bırakacak yukarıda bahsettiğim diğer kasabaları da mutlaka ve mutlaka görmenizi tavsiye ediyorum. Pişman olmayacağınızdan emin olabilirsiniz.

Size şimdiden muhteşem bir tatil diliyorum…

 

Bu Yazıyı Paylaş: Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+

6 üzerine düşünceler “Amsterdam Gezilecek Yerler Rehberi

  1. Nursel Bayraktar

    Çok güzel detaylı anlatmışsiniz..Bayıldım..2 yıl önce büyük Hollanda turu yapmıştım..Keşke gitmeden bu yazıyı okuma şansım olsaydi..Bende birşey ekleyeyim..Hollandalılar yamuk yumuk evlere “dans eden evler” diyorlarmis..

    1. merdo Yazının Yazarı

      Nursel Hanım, güzel yorumlarınız ve eklediğiniz bilgi için çok teşekkür ederim, beğendiğinize çok sevindim. Umarım bir sonraki seyahatleriniz için diğer yazılarımla size yardımcı olabilirim.

  2. Sevil Özen

    Merhaba. Gezdiğim yerlere farklı bir gözden, tekrar bakmak güzel oldu benim için. 1-2 şey eklemek isterim ben de:) Anna Frank’ı, o dönemi bilenler mutlaka ziyaret etsin evi. Her zaman sıra var, çok sıra var ama beklemeye kesinlikle değer. Van Gogh Müzesinde de bilet sırası var ama aceleniz yoksa sıraya girmeye hiç gerek yok. 20 metre ilerisindeki ticket shopta da bilet satılıyor. Üstelik 2 kişiden fazla sıra olmuyor. Orada 2-4-6 saat sonrası için bilet satılıyor. Ben sabahtan biletimi almış, öğlen şehri gezmiş, akşama doğru da hiç sıraya girmeden müzeye girmiştim.

    1. merdo Yazının Yazarı

      Sevil Hanım, eklemeleriniz için çok teşekkürler, umarım ziyaret etmediğiniz rotalarda diğer yazılarımla size yardımcı olabilirim 🙂

  3. Murat

    30 temmuzda 4 günlüğüne gidiyorum, gördüğüm en güzel bilgiler sizde emeğinize sağlık. Tilburg da efteling tema parkına gideceğim Avrupa’nın en iyilerinden birisi olduğu söyleniyor

    1. merdo Yazının Yazarı

      merhabalar, beğendiğinize çok sevindim, eğer yardımcı olabileceğim bir konu varsa çekinmeden sorabilirsiniz 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir