Gezelim Bilelim

Colmar Gezilecek Yerler Rehberi

Rüyaların şehri Colmar… Hep bloglarda görürdüm bu masalsı şehri, hep heves ederdim ve sonunda 2018 Yılı’nda gitme fırsatını yakaladım. Colmar’a nasıl gidilir diyorsanız bence bu link işinize çok yarayacak.

Öncelikle Colmar gerçekten turistik ve üst düzey turistlere hitap eden bir yer olduğu için gerek yeme içme gerek hediyelik eşyalarda fiyatlar oldukça pahalı sayılabilir. Tabiki konaklama da buna dahil.

Colmar’da Nerede Kalınır?

Öncelikle Colmar küçük bir şehir olduğu için tahminimce tüm tatilinizi Colmar’da geçirmeyecek ve çevre illere seyahatleriniz olacak. Bu doğrultuda sizin için en doğru tercih şüphesiz ki elinizde bavullarla gezmemek için Colmar SNCF’e (tren garı) en yakın oteller olacaktır.

Ben böyle düşünüp otelimi tren garına yürünebilecek mesafede, şehir merkezi ve tren garı arasında seçtim.

Gare De Colmar (SNCF)

Brit Hotel Primo Colmar  şehir merkezine yaklaşık 8-10 dk yürüme mesafesinde, aynı şekilde tren garına da aynı mesafede mütevazi bir otel. Fiyat/performans olarak bizi oldukça tatmin etti. Tabiki 2 yıldızlı bir otel, çok büyük beklentileriniz olmasın fakat sadece yatmadan yatmaya odaya giren biriyseniz, işinizi fazlasıyla görecek pırıl pırıl ve geniş odalı bir oteldi. Muadillerine baktığınızda oldukça uygun bir seçenek, mutlaka değerlendirmenizi öneririm.

Colmar Gezilecek Yerler

Aslında bu başlık Colmar için biraz abest. Çünkü Colmar’ın her köşesi gezilecek bir yeri kendi içinde barındırıyor. Fakat yine adet yerini bulsun derseniz, Colmar’ın nokta atış görülmesi gereken simgeleri:

———————-

Gümrük Binası (Ancienne Douane)

La Petit Venice (Colmar’ı Colmar yapan bölge)

Unterlinden Müzesi

St. Maritn Kilisesi

Dominician Kilisesi

Maison Pfister (Pfister’in Evi)

Toy Museum (Oyuncak Müzesi)

Maison de Tetes (Hotel & Restoran)

Château du Haut-Kœnigsbourg (Colmar’a 30 km, detayları farklı bir linkte anlatacağım)

———————-

Colmar’ın tamamını sabah çıkıp akşam giriyorum derseniz rahatlıkla 1 günde bitirebilirsiniz. Ama Colmar’ın gezilecek yerlerini bitirmek demek Colmar’ı bitirmek demek değil, çünkü buraları görmek yetmiyor bir de vakit geçirmek istiyorsunuz…

Otelimden yürüyüp merkeze yaklaştığımda beni karşılayan ilk manzara bu oldu..

Benim için masallar diyarının başlangıcı işte bu şekilde oldu. Şüphesiz ki Colmar’ın kar yağınca hali bambaşkadır fakat size tavsiyem özellikle çok sıcak olmayan bahar aylarında Colmar’ı ziyaret etmeniz. En büyük keyfi bence bu şekilde alırsınız.

Bana kalırsa bu renkli masalsı evlerde yaşayan Fransızlar buraları yazlık olarak kullanıyorlar veyahutta evlerde kahyaları kalıyor. Çünkü evlerin içi okadar küçük ki, bu kadar zengin olup bu evlere sahip olup, bu evlerde bir ömür geçirmek çok mantıklı olmasa gerek.

Şimdi aşağıda göreceğiniz “Maison de Tetes” 1609 Yılı’nda inşa edilen şehrin önemli simgelerinden biri. Binanın her tarafında farklı surat figürleri olduğundan dolayı bu ismi almış ve günümüzde Hotel & Restoran olarak hizmet veriyor. Tahmin edebileceğiniz üzere şehrin merkezinde ve en pahalı otellerinden bir tanesi.

Tipik Fransız mimarisine sahip evleri, pencerelerinden dışarıya doğru fışkıran ahşap güneşlikleri ile Fransa’da olduğunuzu size fazlasıyla hissettiriyor Colmar.

Dilerseniz hepberaber yolumuzu Colmar’ın kiliselerine çevirelim.

İşte karşınızda Colmar’ın en önemli kilisesi St Martin. Bu kilisenin hemen önünde açık havada rahatlıkla oturup içeceğinizi yudumlayacağınız ve açlığınızı bastıracağınız oldukça güzel cafeler bulunuyor. Haftanın belli günleri de pazarlar kuruluyor. Fakat pazarlardaki tekstil ürünlerinin %80’i “Made in Turkey” tabiki bizde 20 TL orada 20 Euro.

Şimdi bir de bu ihtişamlı kilisenin içini ziyaret edelim.

İtalya’daki şatafatlı kiliseler gibi olmasa da içi de oldukça görkemli. Tüm kiliselerde bulunan “oud ağacı” kokusu burada da mevcut. Colmar’da girdiğimiz kiliselerin hiçbirine ücret ödemedik, tamamı ücretsizdi. Fransa’nın genelindeki ücretsiz kilise geleneği burada da sürüyor.

Rotamızı Colmar’ı Colmar yapan ünlü “Petit Venice” e çevirelim.

Petit Venice’e doğru giderken şehrin bir diğer simgesi olan Gümrük Binası çıkıyor karşımıza (Anciennce Douane)

Çatısının işlemeleri ile ünlü bu güzel Gümrük Binası artık tahmin edeceğiniz üzere gümrük binası olarak hizmet vermiyor. Sergiler ve şarap tadımlarına ev sahipliği yapıyor. Şansınız varsa güzel bir şarap tadımına denk gelirseniz kaçırmamanızı öneririm.

Hemen Gümrük Binası’nı geçtikten sonra Petit Venice’den bir önceki kademe olan ünlü Saint – Jean Caddesi’ne geliyoruz.

Burada nehir kenarında rengarenk çiçeklerin arasına yerleşmiş cafeleri görecek ve hiç kalkmamacasına buralarda oturmak isteyeceksiniz.

İnsanın buradaki cafelerden gerçekten kalkası gelmiyor, özellikle akşamları biraz insanlar sokaklardan çekildikçe, iyice sessizliğe bürünüyor ve insan neredeyse doğayla baş başa kalıyor.

Brassiere Schwendi bu bölgenin en iyi cafelerinden bir tanesi. Özellikle Aperol Spiritz adı verilen kokteyl bu bölgenin en çok tecih edilen yaz içeceklerinden bir tanesi. Eğer bugüne kadar tatmadıysanız mutlaka tatmanızı öneririm.

Tabiki Aperol Spiritz’inizin yanında bir de kaymakla birlikte servis edilen Fransız Ekleri keyfinizi yerine getirmeye ve biraz sizi soluklandırmaya yetecek.

Biraz atıştırdıktan sonra, Petit Venice’e doğru yolumuza devam ediyoruz.

Colmar’da pek fazla görmediğimiz heykellerden bir tanesi de Petit Venice öncesi son düzlükte karşımıza çıkıyor.

Ve sonunda beklenen an geldi! İşte Karşınıza Petit Venice !

Yüzde yüz eminim ki bu bölgede yer alan banklardan birine oturacak ve dakikalarca bu rengarenk evleri ve gelip geçenleri izleyeceksiniz. İnsan gerçekten kendini evlerin mimarisini ve renklerini izlemekten alıkoyamıyor. Evleri detaylı incelediğinizde yüzyıllarca nasıl bukadar diri kaldıklarına ve halen bir çınar ağacı gibi dim dik durduklarına hayret ediyorsunuz.

Little Venice’e giden köprüyü geçip sağa döndüğünüzde yukarıdaki manzaranın tamamı gözlerinizin önüne seriliyor. Biraz daha ilerledikten sonra ise fotoğraf çekmek için en elverişli ve en ünlü bölgelerden birine geliyorsunuz.

Bu manzaranın tadını bir şeyler atıştırıp , içeceğinizi yudumlarken çıkarmak istiyorsanız, hemen bu kısımda yer alan soldaki merdivenlerden aşağı inip Les Bateliers isimli restoran’a girebilirsiniz. Eğer yoğun bir dönemde gittiyseniz, rezervasyon yaptırmanız şart!

Şehrin bir diğer simgesi olan Maison Pfister‘i atlamak olmaz.

Pfister evi, Val de Liepvre’de para ticareti yapan üstat Ludwig Scherer için 1537 yılında inşa edildi. Ortaçağ mimari özelliklerine rağmen bu ev, Colmar’daki rönesans mimarisinin ilk örneğidir. İki katlı köşe şarkısı, ahşap incelikleri, sekizgen kulesi ve İncil ve seküler sahneleri temsil eden duvar resimleriyle Pfister evi, eski Colmar’ın sembollerinden biri oldu. Adını, onu restore eden ve 1841’den 1892’ye kadar orada yaşayan aileye borçludur.

Evet karnınızın acıktığını duyar gibiyim, isterseniz şimdi de biraz restoran tavsiyelerine göz atalım…

Colmar Yeme İçme Tavsiyeleri

Colmar’da ne yenir ne içilir diye soruyorsanız doğru yerdesiniz.

Alsace bölgesinin en önemli yemeklerinden biri baeckeoffe. Eğer domuz hassasiyetiniz var ise, biftekli olarak talep edebilirsiniz, domuzsuz olarak da servis ediliyor.

Bir diğer ünlü yemekleri ise Tarte Flambee. Aslında bizdeki lahmacuna veya pideye benzeyen bir yemek ama asıl spesiyalleri malesef domuz etli.  Çok çeşitli vejeteryan, peynirli vs alternatifleri olan Tarte Flambee, Alsace bölgesinin en ünlü yemeklerinden.

Tarte Flambee’yi ise hem uygun fiyata hem de ünlü bir restoranda yemek istiyorum derseniz size önerimiz Restaurant La Soi.

Burada en önemli nokta, mutlaka ve mutlaka akşam yemeklerinizi bir gün önceden rezervasyon yaptırmanız. Çok küçük bir şehir olduğundan ve çok fazla turist geldiğinden dolayı, bir gün önceki rezervasyon bile sizi kurtarmaya yetmeyebilir. Göreceksiniz ki, iyi restoranlardan hiç birine rezervasyonsuz giremeyeceksiniz.

Bir diğer ünlü restoran ise, muhteşem dekorasyonu ile, Michelin yıldızı alamasa da Michelin’in önerdiği restoranlardan biri olan Wistub de la Petit Venice.

Bu güzel restoranda da mutlaka rezervasyon yapmanız gerekiyor.  Ne yerim diye soracak olursanız, yine Fransa ve Orta Avrupa’da oldukça güzel yapılan ve sevilen ara öğün olan Kaz Ciğeri mutlaka tercih edilmeli.

Bir de özellikle bu restoranda, 2 gün pişirilmiş aşçının spesiyali tandırı mutlaka denemenizi öneriyorum.

Ve tabiki fransız tatlısı… Tatlı olarak ne yemeniz gerektiğini tahmin ettiğinizi umuyorum; Tabiki Creme Brulee. Tatlı seven sevmeyen herkesin damak tadına uyacağını tahmin ettiğim bu güzel tatlıyı mutlaka Alsace bölgesinde yemelisiniz, pişman olmayacaksınız…

Günün en önemli öğünü kahvaltıyı unuttum sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Fransa’ya gelip Croissant yemeden döneceğimizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Colmar’ın en eski cafelerinden biri olan Au Dore’yi mutlaka ziyaret etmelisiniz. Buradaki yaşlı teyzeye günlük taze çıkan spesiyalleri danışırsanız size memnuniyetle yardımcı olacaktır. Özellikle çok güzel günlük tatlıları var, gözünüze güzel görünenlerden birini zevkle mideye indirebilirsiniz.

Ben Alsace’a geldim, Michelin yıldızlı restoranda yemek yemeden dönemem diyorsanız size önerim; JY’s Colmar.

 

Tahmin edebileceğiniz üzere oldukça pahalı fakat göze alırım en azından girer bir tatlı yer çıkarım diyorsanız buyrun içeri…

Son olarak, yine fransaya özgü Macaron sevenlerdenseniz, tarihi pastanelerden biri Poulaillon gerçekten tüm lezzetleriyle harika bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Her ne kadar biraz pahalı olsa da, oralara kadar gittiyseniz tatmalısınız.

Eğer rezervasyon yapmayı unuttuysanız ya da restoranları deneyip bitirdiyseniz, diğer alternatifleri ise size şöyle not olarak sunmak isterim;

Akşam Yemeği İçin

Chez Hansi (Restoran)

La Table de Branctour (Restoran)

Aux Armes de Colmar (Restoran)

Öğlen Yemeği İçin

Chick & Nat

Bistrot Gourmand

Del Arte Colmar (Pizzacı)

Citron el Basilic

Cafe – Bar

Le Boudoir

Cafe de La lauch

Monde de Cafes

L’Entracte (Rock Bar)

Les Incorruptibles (Oldukça tercih edilen bir bar)

Le Murphy’s (Gurme Bira Satan bir Bar)

Evet yeme içme önerilerini de bitirdiğimize göre yazımızı toparlamaya başlayabiliriz.

Fransa bildiğiniz üzere antika’ya oldukça önem veren ve çok kibar dönem antikaları bulabileceğiniz bir ülke. Hemen hemen her şehirde haftasonları antika pazarları kuruluyor. Colmar’da da cumartesi günleri sabahtan öğleye kadar açık antika pazarı kuruluyor.

Antika pazarı hemen tren garına doğru giden ana caddenin üzerinde parkın yanında kuruluyor.

Özetlemek gerekirse, Colmar gerçekten anlatıldığı ve resimlerde görüldüğü kadar masalsı bir şehir diyebilirim. Kuzeydeki çoğu kaba Fransız insanından farklı olarak, Alsace bölgesindeki fransızlar gerçekten oldukça kibar ve yardımsever. Aynı zamanda ingilizce konuşan ve yardımcı olacak birilerini bulmakta zorluk çekmeyeceğinizi söyleyebilirim.

Colmar’da konaklamak için tavsiye edeceğim maksimum gün sayısı 2 gün. Daha fazlası sıkılmanıza ve yok yere fazladan para harcamanıza sebep olabilir. 1 gün gezmek 1 gün de keyfini çıkarmak için oldukça yeterli. Tabiki unutmadan yarım gününüzü de Colmar’a yaklaşık 30km uzaklıktaki Château du Haut-Kœnigsbourg adındaki muhteşem şatoya ayırmazsanız çok pişman olabilirsiniz. Ayrı bir linkte bu şatoyu sizlere anlatacağım.

Eğer Colmar’a gidip gitmemek konusunda kararsızsanız, hiç düşünmeden gidin derim, ölmeden önce görülmesi gereken şehirler listesinde ilk 5 te olacağına eminim.

Bir resimle Colmar’ı özetle ve yazını bitir derseniz, işte o resim geliyor;

Şimdiden İyi Tatiller 🙂

Bu Yazıyı Paylaş: Share on Facebook
Facebook
Tweet about this on Twitter
Twitter
Share on LinkedIn
Linkedin
Share on Google+
Google+

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir