Gezelim Bilelim

Münich (Münih) Gezilecek Yerler Rehberi

Yaklaşık 20 ülke görmüş fakat Almanya’ya önyargımdan dolayı hiç gitmemiş biri olarak açıkcası Münih’e giderken çok da büyük beklentiler içinde değildim. Önyargımın sebebi ise Almanların soğukluğu ve kabalığıydı. İnsanını sevmediğim ülkeye gitmeyi nedense çok tercih etmiyorum, bu sebeple ağırlıklı olarak bugüne kadar hep akdeniz ülkelerini seçtim gezilerimde.

Velhasıl Ankara’da ikamet ediyor olmam sebebiyle Münih’e Ankara’dan direkt Lufthansa seferi ile yolculuğuma başladım. Lufthansa’yı da ilk kullanışmdı aslına bakacak olursanız fakat oldukça olumlu hislerle ayrıldım bu uçuştan.

Münich Havalimanı oldukça büyük bir havalimanı, büyük dediysek korkmanıza gerek yok, herşey bulması ve kullanması oldukça kolay bir şekilde dizayn edilmiş. Havalimanına ayak bastıktan sonra, her ülkede olduğu gibi burada da toplu taşıma kullanarak şehre ulaşımı tercih ettik. Gelin isterseniz öncelikle Münich Havalimanı’ndan şehir merkezine nasıl ulaşılır inceleyelim.

Münich Havalimanı’ndan(Flughafen) Şehir Merkezine Nasıl Gidilir?

Havalimanı merkeze yaklaşık 35 km uzaklıkta. Fakat bu uzaklığı gözünüzde büyütmenize gerek yok toplu taşıma ile yaklaşık 40 dakikada merkeze büyük bir konfor içinde varabiliyorsunuz.

Şehir Merkezine Gitmek için S1 ya da S8 No’lu S-Bahnhof Trenlerini kullanmanız gerekiyor.

Yukarıda gördüğünüz soldaki gri güzergah S1 Güzergahı Sağdaki Mavi olan ise S8 Güzergahı. Konaklayacağınız Otele göre hangi hattı seçeceğinize karar verebilirsiniz. Bizim otelimiz Marienplatz’a çok yakın olduğu için S8 güzergahını tercih ettik. Tren Biletlerini Kiosklardan(bilet makinalarından) rahatlıkla satın alabilirsiniz. Türk yoğunluğu olduğu için makinalarda Türkçe dil seçeneği de mevcut. Havalimanı’ndan Şehir Merkezi’ne 2018 yılı için ulaşım 11.6€. Eğer isterseniz 24 saatlik Day-Ticket’da alabilirsiniz. Şehir merkezinde bir gün boyunca dilediğinizce kullanabilirsiniz, fiyatı 13€.

Yaklaşık 40 dakikalık yolculuktan sonra Münich Merkez’e ulaşıyoruz, ve 2-3 dakikalık bir yürüme mesafesinden sonra otelimize varıyoruz.

Münich’te Nerede Kalınır?

Münich’te konaklama diğer Avrupa Şehirleri’ne göre biraz pahalı diyebiliriz. Bu sebeple nasıl olsa yatmadan yatmaya gireceğimiz için “Temiz – Ucuz” konseptini benimseyen bir otelde konaklamaya karar verdik. Buddy Hotel minnacık fakat fonksiyonel odalarıyla bize istediğimiz konaklama imkanlarını fazlasıyla vadetti. Aynı zaman “Snack” adı altında her sabah ücretsiz kruvasan, meyve ve çeşitli atıştırmalık hediyeleri ile gönlümüzü fethetti.

Aynı zamanda Odada bulunan kahve makinası ile çayımızı ve kahvemizi rahatlıkla demleyip, yine odada bulunan ücretsiz ipad ile internette rahatça surf yaptık.

Oda gerçekten çok küçüktü fakat gerçekten son derece temiz ve kullanımı kolaydı. Buddy Hotel’i hem merkezi hem de ucuz olmasından tercih edebileceğinizi gönül rahatlığıyla belirtmek isterim.

Münich Gezilecek Yerler

Evet şimdi sıra geldi Münich’te neler yapılır nereleri gezilir, ne yenir, ne alınır sorularının cevaplarına. Münich bildiğiniz üzere Bavyera’nın başkenti. Halk Almanya’nın diğer bölgelerine göre oldukça zengin, bu sebeple şehir de genel hatlarıyla ucuz değil oldukça pahalı. Fakat gerçekten şehir başlı başına bir şaheser. Hatta okadar güzel ki, Alman İnsanı’nın soğukluğunu hemen unutturuyor size. Şimdi gelin isterseniz beraber Münich’te gezilmesi gereken önemli noktaları öncelikle özetleyelim sonrasında da ayrıntılı olarak bu noktaları incelemeye alalım…

  • Neuhauser Strasse (Cadde)
  • Englischer Garten (İngiliz Bahçesi)
  • Marienplatz (Ana Meydan)
  • Viktualienmarkt (Açık Pazar)
  • Nymphenburg Sarayı
  • Ludwigstrasse (Ünlü Caddesi)
  • Tal Strasse (Ünlü Caddesi)
  • Sendlinger-Tor-Platz (Meydan)
  • Olympia Park (BMW Müzesinin olduğu Park)
  • Konigsplatz (Meydan)
  • Odeonsplatz (Meydan)
  • Dachau (Ünlü Nazi Kampı Şehre biraz uzak)

Ünlü Kiliseleri

  • St Peter’s Church (Mutlaka Kulesine Çıkın)
  • Asam Kirche
  • Frauen Kirche

Evet kısa özetimizden sonra, Otelimizden çıkıp yürüyüşümüze başlıyoruz. Karlsplatz’dan Münich’in alışveriş hayatının en yoğun yaşandığı caddelerinden biri olan ferah caddesi Neuhauser Strasse’ ye ulaşıyoruz.

Bize Almanya’ya geldiğimizi hissettiren bu kapıdan girerek Neuhauser’e girişimizi gerçekleştiriyoruz. Girer girmez muhteşem yapılar karşılıyor tabiki bizi…

Bu caddede yürürken adeta insanın içi ısınıyor. Biraz ilerledikten sonra hemen solumuzda Münich’te göreceğimiz ilk kilise çıkıyor karşımıza.

Bürgersaalkirche adı verilen bu kilise oldukça iyi korunmuş. Dışında göremediğimiz şatafatı içine girince görebiliyoruz

Ücretsiz girişi olan bu kiliseyi fotoğrafladıktan sonra yolumuza devam ediyoruz.

Dilerseniz yazıdan çok resimlerle size bu caddenin ihtişamını göstermeye çalışayım. Resimlerin üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.

Bu kısa ve eğlenceli yürüyüşümüzün sonunda merakla beklediğimiz Marien Platz’a ulaşıyoruz.

Gerçekten Belediye Binası’nın dillere destan bir güzelliği var. Eğer Saat 13:00 sularında bu meydanda olursanız aşağıda videosunu göreceğiniz mini kukla şovunu da izleyebilirsiniz

Burada bulunan Belediye Binası’nın ihtişamı gerçekten insanı büyülüyor. Hele ki Christmass döneminde giderseniz, bu meydanda kurulu olan küçük evciklerdeki satılan hediyelik eşyalarla adeta bir karnaval havasında oluyor Marienplatz.

Marienplatz’ın dört bir köşesinde ayrı güzellikler mevcut, hemen Ratthaus’un bittiği yerde “Old Town Hall” Eski şehir meydanı yer alıyor.

Bu güzel yapıyı da arkamıza alıp bir de diğer tarafı resimleyelim isterseniz.

Hemen arkada görüğünüz 2 toplu kuleleri olan efsanevi kilise ise FrauenKirche. Münich’in başlıca noktalarından biri olarak sayılıyor ve gerçekten çok enteresan ve etkileyici bir yapı. Gelin bir de bu yapıya yukarıdan bakalım 🙂

Yazımın başında da belirttiğim gibi Marienplatz’ı en iyi kuşbakışı görmek için tercih edilecek yer St. Peter’s Kirche. Kule çıkışı 3€ gibi sembolik bir bedel. Öncelikle dilerseniz kilisenin içine bir göz atalım…

İçi gerçekten oldukça etkileyici olan St. Peter’s Church, Münich’in en etkileyici yapılarından biri.

Evet sonunda 3€ verip yukarı çıkıyoruz, fakat şunu unutmayın, yukarı çıkarken asansör yok bu sebeple yaklaşık 300 basamak yukarı merdiven çıkmak zorunda kalacaksınız, oldukça yorucu bir maraton.

St. Peter’s Kilisesi’nin hemen arkasından devam ederek hemen hemen her Avrupa Şehrinde bulunan açık hava pazarlarından biri olan Viktualienmarkt’a ulaşıyoruz. Açıkcası bizi çok fazla cezbetmese de, ayaküstü atıştırıp birşeyler içmek için oldukça uygun bir yer, fiyatları da bir tık altta Münih geneline göre.

Aynı zamanda hemen yakında Nordsea adındaki balıkçı zinciri de var, ayaküstü ya da oturarak lezzetli balıkları burada atıştırabilirsiniz. Münih’te canınız balık çekerse en uygun fiyatlı yiyebileceğiniz yer burası.

Marketimizi de gezdikten sonra yolumuzu yaklaşık 10 dakika uzaklıktaki bir diğer merak ettiğimiz kilise olan Asam Kilisesi’ne çeviriyoruz.

Aslını isterseniz bu kiliseyi bulmakta oldukça güçlük çektik,bu kadar övgünün üzerine devasa bir kilise beklerken, neredeyse apartmanların arasında kaybolmuş ufak bir kilise çıktı Asam Kilisesi.

Tabi içeri girdikten sonra bu fikrimiz değişecekti. İnanılmaz detaylı ayrıntılarla süslü bu kiliseye oturup etrafı izlemek bile bizi oldukça etkilemişti, her bir ayrıntısı incelenirse neredeyse 1 gün burada kalmak gerekir diye düşündük. Fazla vakit kaybetmeden resimlerimizi çekip buradan hayretler içinde uzaklaştık.

Asam Kirsche’yi de gördükten sonra buralara kadar gelmişken, kentin en önemli tarihi kapılarından biri olan Sendlinger Tor‘un olduğu bölgeye de 2 dakikalık bir yürüyüş ile ulaşıyoruz.

Bu tarihi kapının çevresi oldukça canlı, cafeler , barlar, restoranlar ve bir çok güzel vakit geçirebileceğiniz nokta bu çevrede sizi bekliyor. Güzel bir kahve molası vermek için ideal.

Molamızı verdikten sonra rotamızı bu sefer Englischer Garten adı verilen İngiliz Bahçesi’ne çeviriyoruz. Bu bahçeye giderken yol üzerinde bir diğer önemli kapılardan biri olan Isartor’u da bir gözden geçiririz diyerek yola koyuluyoruz.

Bu bahçenin adının İngiliz Bahçesi olmasının tabiki bir sebebi var. O dönemlerde bu tip büyük bahçeler İngiltere’de oldukça meşhurdu, Almanlar’da İngilizlere bir mesaj vermek istercesine, İngiltere’deki parklardan bile büyük bir bahçe inşa edip adını da İngiliz Bahçesi koyarak Almanya’nın gücünü bir nebze olsun bu ufak mesajla karşı tarafa hissettirmek istemişler.

Yürümeye başladıktan yaklaşık 10-12 dakika sonra Isartor’a ulaşıyoruz. Bu kapının ismi ise Münih Şehri’nin içinden geçen Isar Nehri’ne yakın olması.

Isartor’u geçtikten sonra Englischer Garten’a ulaşmadan güzel bir kilise daha karşımıza çıkıyor

Dışı kadar içi güzel olmayan bu kiliseyi de görmeden geçmeyelim diyerek yolumuza devam ediyoruz.

Englishcher Garten’a ulaştığımızda, girişte çok ilginç bir görüntü bizi karşılıyor. Hemen girişte surf yapan gençler gerçekten çok ilginç bir anıyı hafızalarımıza kaydetmemize vesile oluyor.

Bahçede ilerlediğimizde gerçekten alabildiğine yeşil bir manzara bize merhaba diyordu. Çimlere oturduk ve bir müddet bu güzelliğin ve oksijenin keyfini çıkardık.

Yaklaşık 20 dakika parkın içinde ilerledikten sonra ünlü Çin Kulesi’ne erişiyoruz. Çin Kulesi’nin etrafında sıcak şarap içebileceğiniz butik kulübeler mevcut.

Beyaz plastik kupalarla size şarabınızı veriyorlar, unutmayın bardakları geri verdiğinizde depozitonuzu geri alıyorsunuz.

Şarabımızı da içtikten sonra, rotamızı hazır bize 10 dakikalık mesafede olan Odeonsplatz‘a çeviriyoruz. Ludwigstrasse üzerinden ilerliyoruz ve gerçekten görülmeye değer olan bu caddenin tadını çıkarıyoruz.

Hemen Münih Üniversitesi’ni de gördükten sonra yol üzerinde bir diğer önemli kapı olan Siegestor‘u da görmüş oluyoruz. Gelin isterseniz şehrin biraz daha ruhunu anlayabilmek için bu güzel caddenin fotoğraflarını beraber inceleyelim…

Son fotoğrafta da minarelerini gördüğünüz ünlü meydana birkaç adım kaldı. İtalyan Mimarisi’ne oldukça yakın olan bu meydanda yine güzel yapılar bulunuyor. İşte rönesans dönemini andıran etkileyici heykelleriyle Odeonsplatz

Her güzel yapinin içine girme geleneğimizi sürdürüyoruz ve Odeonsplatz’daki meşhur yapının içine doğru dalışımızı gerçekleştiriyoruz.

Yüksek tavanlı ve etkileyici bir mimariye sahip bu yapıyı da gördükten sonra, birşeyler atıştırmak ve ünlü Bavyera Birası’nı içmek üzere hepinizin merak ettiği adreslerden biri olan Hofbrauhaus‘a doğru rotamızı çeviriyoruz.

Münih’in hemen hemen en ünlü bira evi Hofbrauhaus. Önceleri bira damıtım merkezi olarak hizmet veriyormuş daha sonra gerek konumunun muhteşem olması gerekse eski bir bina olması sebebiyle hem turistlere hem de yerel halka hizmet veren bir birahane olarak hizmet vermeye başlamış.

Öncelike bilmelisiniz ki, kibar kibar buraya gidip garsonlardan sizi bir yere oturtmasını beklerseniz, çok beklersiniz. Burada masalar oldukça büyük, ve yer bulunması özellikle haftasonları ve akşamları çok zor. Bu sebeple bulduğunuz yere sorgusuz sualsiz oturmalı ve yakaladığınız ilk garsondan biranızı istemelisiniz.

Aynı zamanda sürekli olarak yerel orkestra burada geleneksel müzikleri çalıyorlar, herkes burada adeta müze gezer gibi çoluk çocuk geziyor ve yer bulabilen şanslı kitle ise oturup keyfini yapıyor. Fakat fazla sesten rahatsız oluyorsanız burası sizi pek sarmayabilir zira oldukça sesli bir mekan.

Gelin hep beraber bu enteresan birahanenin resimlerini inceleyelim…

Fiyatları yukarıda menüde görebilirsiniz, önceden ne yiyeceğinizi seçerek gitmek mantıklı olacaktır.

Unuttuğumu düşündüğünüzü duyar gibiyim, tabiki unutmadım, en önemli kiliselerden biri olan Frauen Kirche‘ye otelimize doğru ilerlerken uğramayı planlamıştık ve sonunda rotamızda ki 3 önemli kiliseden sonuncusuna da ulaştık.

Dikkatinizi çeker mi çekmez mi bilmiyorum ama, bir kule diğerinden bir miktar daha kısa, bir rivayete göre bunun sebebi de yapıldığı dönemdeki malzeme sıkıntısı ve ekonomik durumlar…

İçi her ne kadar çok etkileyici olmasa da girmedik demiyoruz ve resimlerimizi çektikten sonra günün son durağı olan Konigsplatz‘a doğru ilerliyoruz.

Bu meydanı aslında fotoğraflarla anlatabilmek gerçekten çok zor. Zaten tek bir kadrajda tüm meydanı alabilmek neredeyse imkansız, gerçekten oldukça büyük ferah ve İtalyan mimarisinin egemen olduğu bir meydan daha…

Son meydanımızı da gördükten sonra günümüzü yavaş yavaş sonlandırıyoruz.

Diğer gün için ise yürüyüş mesafesinde olmayan ve nispeten uzak olan iki rotayı gündemimize alıyoruz. Bu rotamızda Nymphenburg Sarayı ve OlympiaPark’daki BMW Müzesi var.

İlk Durağımız Nymphenburg Sarayı’na 17 Numaralı tramvay ile yaklaşık 35 dakikada ya da Uber kullanarak rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Tramvay’dan indikten sonra yaklaşık 5 dakikalık bir yürüyüşle bu küçük ama etkileyici Sarayı’ın yemyeşil bahçeleri ve göletleri sizi karşılayacak.

Yaklaşık dört asır boyunca hüküm sürmüş Wittelsbach ailesinin yazlık sarayı olarak hizmet vermiş bu saray Türkiye’deki saraylar gibi gösterişli değil, oldukça sade dizayn edilmiş ve doğal hayatın ön plana çıkması doğrultusunda tasarlanmış. Saraya giriş biraz pahalı, toplam 10,5€ (2017 Kasım) tutarına dahil olanlar saray ve müze girişleri. Ayrıca Banyo bölümü de mevcut, eğer bukadar gelmişken banyoyu da göreyim derseniz toplam 11.5€’luk toplu bilet almanız sizin her yeri bu ücrete dahil görmenizi sağlayacaktır.

Sarayda görmeden gitmemeniz gereken bölümler;

Taş Salon

Güzel Kadınlar Galerisi

Porselen Müzesi

Banyo Bölümü

 

Gelin bu güzel sarayı resimlerle özetlemeye çalışalım.

Sarayı Bitirdikten sonra rotamızı kuzeye çeviriyor ve Olympia Park içinde yer alan BMW Müzesi‘ne doğru ilerliyoruz.

Bavyera’nın başkentine gelip BMW (Bayerische Motoren Werke) Müzesi’ne uğramadan gitmek olmaz diyerek gezimize başlıyoruz. Şunu söylemeliyim ki, kulağa biraz erkek işi gibi geliyor olabilir ama buraya gelmek için erkek ya da arabalara özel ilginiz olmak zorunda değil. Müzeyi görmeseniz bile en az Englischer Garten kadar güzel olan Olympia Park’ı görmenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

4 adet Piston üzerine kurulu bu güzel bina gerçekten takdir edilesi bir yapı.

1916 Yılı’nda kurulmuş olan BMW markası, Mini Cooper, Rolls Royce markalarına da sahip.

BMW Welt adındaki BMW dünyasının içinde arabaların yanı sıra hediyelik eşyalar alabileceğiniz bir mağaza ve güzel bir de restoran bulunuyor. Bu arada adeta bir showroom havasında gezeceğiniz bu bölge ücretsiz.

Ana müzeye girmek isterseniz pazartesi dışında her gün 10:00 – 18:00 arası açık ve fiyatlar yine Münih skalasında 10€ tam bilet 7€ öğrenci.

Müze bize ne vadediyor derseniz, BMW’nin ilk arabalarından son model konsept arabalarına kadar bir çok enteresan tasarımı beğenilerinize sunuyor. James Bond’un filmlerde kullandığı araçları bile burada görebilmeniz mümkün.

Gelin aşağıdaki galeride bu güzel müzeyi beraber inceleyelim…

Müzemizi gezmeyi de tamamladıktan sonra, gezmeyi beklediğimiz en önemli bölgelerden biri Dachau Nazi Kampı‘na gitmeyi hak kazanıyoruz. 

Öncelikle bu kampa en az yarım gün ayırmanızı ve mutlaka Audioguide almanızı tavsiye ediyorm. Audioguide’da Türkçe dil desteği de var bu sebeple rahatlıkla gezdiğiniz yerlerdeki önemli olayları numaralandırmalar sayesinde öğrenebilirsiniz.

Dachau ile ilgili tüm detayları Münih Dachau Nazi Kampı Rehberi‘nde sizlere ayrıca anlatacağım.

Dachau Kampıyla beraber Münih Gezimizin sonuna geliyoruz. Şimdi sırada sizlere Münich’te nerede ne yenir, kısa bir özet sunacak ve yazımı bitireceğim.

Münih’te Nerede Ne Yenir ?

 

Hofbrauhaus: Söz sözlemeye bile gerek yok, ziyaret edilmesi gereken ilk nokta. Yukarıda detayları verdim zaten.

Augustiner-Keller: Hofbrauhaus’un rakibi olarak düşünebiliriz, bence biraları çok daha güzel 🙂 Özellikle ördek yemenizi tavsiye ederim.

Rischart Cafe: Hemen hemen her adım başı göreceğiniz bu cafede her gün ayrı bir tatlı yemenizi tavsiye ederim. Özellikle kremalı tatlıları oldukça lezzetli.

Haxnbauer: Hemen Hofbrauhaus’un yakınında mutlaka rastlayacağınız bu restoranda Bavyera mutfağından seçmeleri tadabilirsiniz, fiyatlar uygun sayılır, orta halli. Dana Kol yiyebilirsiniz.

Mariannenhof: Özellikle tavuk mahsülleri oldukça lezzetli.

Vinothek By Geisel: Adı üstünde şarap barı, yemekleri oldukça lezzetli fakat biraz pahalı.

Steinheil 16: Uygun fiyata Münih usulü Şinitzer tadabilirsiniz.

Andy’s Kreblergarten: Steinheil gibi uygun fiyata şinitzer tadabilirsiniz.

Vapiano: İtalyan mutfağından vazgeçmem diyorsanız, muhteşem ve uygun fiyatlı pizaları mevcut.

Ratskeller München: Hemen Marianplatz’da belediye binasının altında yer alan bu restoran oldukça pahalı ama yemekler ve ortam gerçekten inanılmaz.

 

Evet artık yavaş yavaş yazımızın sonuna geliyoruz. Unutmadan şunu da belirtmeliyim ki, Münich’e gittiyseniz mutlaka ve mutlaka Salzburg‘a uğrayın. Eğer yeterli vaktiniz varsa Salzburg’a 1 tam gün ayırarak bu büyüleyici şehri de görmüş olursunuz. Emin olun , sadece Salzburg için Avusturya’ya gitmeyeceğiniz için, buralara kadar gelmişken mutlaka görün derim.

Salzburg Rehberi de çok yakında sizlerle.

Münih ve diğer tüm şehirler ile ilgili her türlü sorunuzu her zaman mert@gezelimbilelim.com adresinden bana yazabilirsiniz.

Şimdiden iyi tatiller…

Bu Yazıyı Paylaş: Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir