Gezelim Bilelim

Lizbon Gezilecek Yerler Rehberi





sintra

Yazımıza başlamadan önce şunu söylemek isterim ki, Lizbon gördüğüm en güzel şehir değil fakat kesinlikle en çok sevdiğim şehir. Yapı itibariyle oldukça İstanbul’a benziyor, İstanbuldan direkt uçuşlar mevcut fakat kampanyalardan yakalamaz veya çok önceden almazsanız oldukça pahalı. Uçak Avrupa’nın en uç noktasında olduğundan dolayı 5 saat kadar sürüyor.

Bizim Lizbon’da 3 gün gibi bir süremiz vardı, size en önemli önerilerimden biri mutlaka ve mutlaka Lizbon’a çok yakın mesafede olan Sintra-Cabo de Roca – Cascais 3’lüsünü görmek için 1 ekstra gün kendinize ayırmanız, kesinlikle pişman olmayacaksınız.

Havaalanından şehir merkezine gidiş diğer çoğu Avrupa şehrinde olduğu gibi burada da oldukça kolay, metro veya Aerobus(1 No’lu otobüs hattı) kullanabilirsiniz.

Benim genelde 2 günden fazla kalacağım şehirlerde uçaktan indikten sonra ilk yaptığım şey o şehrin kartını almaktır. Lizbon Kart, bir günlük 16.5€ ve iki günlük 31.5€ bedele sahip 72 saatliği de mevcut. Bu kartla beraber şehirdeki tüm toplu taşıma (Sintra treni dahil) araçlarına ücretsiz olarak sınırsız sayıda binebiliyor, ve çeşitli müzelere yine ücretsiz giriş ve bazı önemli yapılarda ise belli yüzdelerde indirimlere sahip olabiliyorsunuz. Kartın içeriğine dahil olan müze ve önemli şehir noktalarını Lizbon Card sitesinden görebilirsiniz.

Portekizin bina ve yapıları, Amerika kıtası’na yakın olmasının da etkisiyle çok farklı esintilere sahip. Özellikle eski evlerde seramik süslemelere bolca rastlayacaksınız. Avrupa-Amerika yapılarının biraraya geldiği Lizbon beni oldukça etkiledi.

alfama

Lizbon gezimizin detaylarına geçecek olursak, şehrin eski yapılarının büyük bir depremle yerle bir olmasından sonra günümüze kadar ancak 1700 lerde ve 1800lerde kurulmuş olan 3 önemli mahalle günümüze kadar sorunsuz gelebilmiştir.

Sizlerin de gezinizde ziyaret edeceğiniz ve vaktinizin büyük bölümünü geçireceğiniz bu mahalleler, Bairra Alto, Baixa ve Chiado.

Gezimize Maritim Moniz Meydanı’ndan kalkan ve Yokuşun yukarısındaki Alfama mahallesinden geçen 28 numaralı tramvayla başlıyoruz. Şehrin enteresan ve eski noktalarını görmek için size tavsiyem bu tramvayla baştan sona şehri turlamanız.

tramvay portekiz

Benim önerim Alfama ve Graça sokaklarında yürüyerek kaybolmanız fakat bu kaybolma seansını gündüzleri yaşamanızı tavsiye ederim ki zira akşamları bu noktalar pek de güvenli olmuyor. Zaten adım başı bir satıcının yanınıza gelip size Haşhaş , Marijuana satmaya çalışmalarından şehrin psikolojisini rahatlıkla anlayabilirsiniz.

Şehrin en önemli noktası Rio Tejo’ya nazır dev bir meydan olan ve hemen hemen her haftasonu bir karnavala ev sahipliği yapan Comercio Meydanı.

placa de comercio

Comercio’dan nehire doğru gittiğinizde çok güzel fotoğraflar çekmenizi sağlayacak noktalar mevcut. Buralarda mutlaka hatıra fotoğrafları çektirmenizi öneririm

tejo

tejo

tejo

tejo

Yukarıdaki resimlerde de gördüğünüz üzere, Tejo’nun kumları adeta bizim mavi bayraklı plajlardaki ince kumlar gibi oldukça güzel ve yumuşak.

Resimlerimizi çektikten sonra Comercio Meydanın’da bulunan büyük Arco da Rua Agusta kemerinden (takından) geçerek şehrin en önemli caddelerinden birine Rua Augusta’ya geçiyoruz. Bu cadde araç trafiğine kapalı, yer yer kesen sokaklardan araçlar geçebiliyor. Bu caddede sokak sanatçılarından tutun, Nijeryalı kaçak satıcılara, yerel hediyelik eşya dükkanlarına, ve benim için en özel yerlerden biri olan “Casa Portuguesa do Pastel de Bacalhau” yu mutlaka ziyaret etmenizi öneririm. Portekiz’e özgü Pastel de Bacalhau’yu yiyebileceğiniz en önemli nokta. Çeşitli deniz ürünlerinden yapılan bu enfes karışımdan bir taneyle kurtulamayacaksınız.

bacalhau

Rau Agusto’da bir müddet ilerledikten sonra Tasarım ve Moda Müzesini göreceksiniz (MUDE) bu müze eğer ilginizi çekerse girişi ücretsiz.

Mağazalara ve binalara bakarak ilerledikten sonra 28 no’lu tramvayın kalkış durağına geliyor ve tramvaya binerek Alfama’ya doğru ilerliyoruz. Alfama şehrin en eski sokaklarının birleşimiyle oluşan bir mahalle. Bu mahalleyi yukarıda da söylediğim gibi gündüzleri yürüyerek gezmenizi ve sokaklarında kaybolmanızı tavsiye ediyorum. Çok ara sokaklara girmeden akşamları ise burada Portekiz’in portekiz yapan Fado Müziğini dinleyebileceğiniz mekanlara uğrayabilirsiniz.

Fado’nun ne olduğunu açıklamak gerekirse, eski zamanlarda eşlerini açık denizlere yollayan kadınların eşlerinin arkalarından yaktıkları ağıt tadında melodiler. Belki dönecek, belki dönmeyecek diye, her seferinde eşlerini yollarlarken bu hüzünlü melodileri içlerinden geldiği gibi söyler ve sevdiklerini açık denizlere uğurlarlarmış.

alfama

alfama

İşte Alfama sokakları acılı Fado şarkılarının doğduğu yer . Burda önemli olan nokta Fado dinleyeceğiniz noktanın turist tuzağı olmayan gerçek bir lokal geleneksel Lizbon mekanı olması. Sizlere önerim  “Mesa de Frades” gerçekten muhteşem bir mekan, biraz salaş olsa da burada önemli olan dinleyeceğiniz müziğin orjinalliği ve kalitesi.

mesa de frades

Lizbon’un bir diğer değişik mezesi ise Caracois adındaki siyah renkli kara sümüklü böcek kabukları. Benim midem kaldırmadı, yiyip yememek size kalmış 🙂

Yol üzerinde Das Portas Do Sol adına bir Mirador yani manzaralı bir alan yer almakta. Buradan da güzel fotoğraflar çekebilir ve çay içebilirsiniz.

Yolumuza yokuş yukarı devam edip, Sao Jorge kalesine tırmanıyoruz. Şehrin önemli sembollerinden biri olan bu kalenin aslında çok bir esprisi yok. Şehrin en yüksek noktalarından birinde bulunması sebebiyle oldukça güzel bir manzarası var, sizleri bu manzarayla baş başa bırakıyorum.





castillo de san juan

kale lizbon

castillo

Kaleden çıktıktan sonra, diğer bir önemli nokta olan Graça’ya doğru devam ediyoruz. Burası da tıpkı Alfama gibi enfes bir mahalle.

Eğer manzara izlemekten sıkılmadıysanız, Graça’da da manzara izleyebileceğiniz iki efsanevi teras yer almakta. Bunlardan biri Miradouro da Senhora do Monte, diğeri ise Convento da Graça.

convento do graca

İlginizi çeker mi bilmiyorum ama Sao Vicente kilisesi dolaylarında Salı ve Cuma günleri oldukça geniş kapsamlı bir bit pazarı kuruluyor. Eğer Amerika-Avrupa karması bir şehrin ikinci el eşyalarını hatıra olarak yanınzda götürmek isterseniz burası tam size göre.

Alfama ve Graça’nın dar sokaklarını gezerken mutlaka kafanızı kaldırıp yukarıda da belirttiğim gibi, binaların dışlarını süsleyen ve mazisi en az 100 yıla dayanan seramik yapıları görmenizi ve fotoğraflamanızı tavsiye ediyorum. Biliyorsunuz Portekizlilerden önce buralarda Emevi devleti hüküm sürmekteydi ve bu seramikerdeki geometrik cisimlerin dayanağı İslam Dini’nden gelmektedir.

seramikler lizbon

Burada gezimizi tamamladıktan sonra bir diğer önemli meydanlardan olan Figueira meydanına geliyoruz.  Bu arada şehirde birden çok asansör mevcut. Bu asansörler, dik yokuşlu mahalleler arasında hızlıca geçiş sağlayabilmenizi sağlıyor. Rau Agusto’nun yer aldığı Baixa’dan Barrio Alto’ya geçmek için San Justa Asansörünü kullanabilirsiniz.

santjuan

Lisbon Card ile bu asansörlere de ücretsiz giriş çıkış sağlayabiliyorsunuz. Santa Justa ‘da müthiş bir sıra olduğu için şahsen o sırayı bekleyip de kartımı kullanamadım, yürüyerek çıktım. Yukarıda, zaten Santa Justa’nın aşağı kısmından bakınca da görebileceğiniz. Carmo Rahibe Manastırı yer almakta. Bu manastır maalesef ki 1700 lerde olan bir deprem sonucu yıkılmış, kalıntılarını görebiliyorsunuz.

ruins como rahibe lizbon

Şehrin önemli noktalarından biri olan Lizbon Katedrali’ni de mutlaka görmeden dönmeyin derim. Bu katedrale de 28 nolu tramvayla kolayca ulaşmanız mümkün, hemen biraz aşağısında indiriyor.

Ayrıca ufak bir ipucu daha vereyim, eğer Lizbon kart almam ben kendi işimi kendim hallederim, gerektiği yerde taksiye binerim gerektiği yerde helikoptere binerim diyorsanız, şehirde bolca rastlayabileceğiniz “tuktuk” adını verdikleri ufak motorsiklet benzeri araçlarla sizleri gezdirebilirler. Tabiki bu tuktuk şoförleriyle pazarlık etmeyi unutmamalısınız.

tuktuk lizbon

Evet şehrin görülmesi gereken yerleri kısa bir özetle bu şekilde. Önemli noktalardan ziyade bence bu şehirde asıl keşfedilmesi gereken yerler Alfama ve Graça’daki ara sokaklar ve buradaki değişik seramik süslemeli evler. Buraları yürüyerek dolaşabilir ve bu sokaklarda çok güzel fotoğraflar çekebilirsiniz.

Ve geldik şehrin diğer simgelerinin bulunduğu şehrin biraz aşağı kısmında kalan Belem Bölgesi’ne.

Comercio meydanından 15 numaralı tramvaya binerseniz direkt olarak Belem’e gelebiliyorsunuz. Burada şehrin en önemli yapılarından ve UNESCO kültür mirası listesine de girmiş olan, nehrin kenarında suda yüzen Belem kulesini ve Kaşifler Anıtını görebilirsiniz.

belem lizbon

kaşifler anıtı lizbon

Kaşifler anıtının anlatmak istediği anafikir ise, en ucunda yer alan kaşif önderliğinde, arkada bilim adamları, yazarlar, din adamları, ressamlar, askerler gibi devrin önemli figürleri ile , gittikleri deniz aşırı ülkelere medeniyet götürdüklerini simgelemişler.

1983 yılında UNESCO dünya mirası listesine girmiş olan Jeronimos Manastırı şehrin en önemli yapılarından biri ve Belem’de bulunuyor. Manastır inşaatında sömürgelerden yani Amerika Kıtası’ndan gelen imgeler ve altınlar kullanılmış. Kilisenin içi görülmeye değer ve ücretsiz. Burada Vasco de Gama’nın mezarını da görebilirsiniz.

jeronimos

jeronimo

jeronimo

jeronimo

Vasco de Gama’nın Mezarı

Portekiz’e gidilmişken yenilmesi gereken bir diğer önemli tad ise “Nata”. Laz böreğine çok benzeyen, ama bence laz böreğinden çok daha güzel olan bu tadı, “Pasteis de Belem” adındaki Belem’de yer alan pastanede yiyebilirsiniz. Sıcak sıcak servis ediliyor, okadar hızlı bir sirkülasyon var ki, tatlıyı neredeyse yetiştiremiyorlar. Bu pastane de oldukça eski bir yapı, mutlaka içeri girip arka odalarına göz atmanızı tavsiye ediyorum. Kimse nereye gidiyorsun demiyor, rahat rahat girebilirsiniz. Milföy hamuru içinde krema olan ve hafif yanık şekilde sıcak servis edilen bu tatlının fiyatı 2 €

pasteis de belem

Yazımın başında da belirttiğim gibi Sintra-Cascais – Cabo de Roca üçgenine tam bir gün ayırmanızı tavsiye ediyorum. Hatta bana kalırsa bu üç noktadaki görülmeye değer nokta sayısı Lizbon’dan daha fazla.

Rossio tren istasyonundan Sintra trenine bindikten sonra, kısa süreli bir yolculuğun ardından Sintra’ya ulaşıyoruz.

Yolculuk yaklaşık 40 dakika sürüyor. Sintra yolculuğumuz sırasında, Portekiz’in banliyolarında yer alan mahalleleri de görme şansını elde ediyoruz ki, buralar aslında Ülkemizdeki çoğu yerden daha kötü durumda diyebiliriz.

Kısa bir tren yolculuğundan sonra trenin durduğu bölgeye Estefania adı veriliyor. Sintra’nın merkezi diyebiliriz. Sintra’nın ana merkezinde bile aslında gezmek için 2 saatinizi ayırmanız gereken noktalar bulunuyor. Sintra’nın eski Meşhur Casino’su ve Sintra Museu de Arte Moderna (Sintra güzel sanatlar müzesi) bunlardan sadece iki tanesi.Sintra’ya iner inmez otobüs duraklarında aşağıdaki haritayı göreceksiniz. Bu harita gerçekten oldukça anlaşılabilir bir harita. Güzergahınızı belirleyip hangi rotayı izleyecekseniz o otobüse binebilirsiniz.

sintra harita





İlk Önce Sintra’nın içini gezdikten sonra Pena Sarayı’na doğru yola çıktık. Koca otobüs ufacık yollardan geçerek yukarı doğru çıkıyor ve sizi Şato’nun eteklerinde indiriyor. İsterseniz buradan bilet alırken biraz daha yukarıya götüren otobüsler için de bilet alabilirsiniz, veya bizim gibi yokuş yukarı yürümeyi de tercih edebilirsiniz.

Şatonun içinde bulunduğu alana eskiden girmek yasakmış, halen bazı bölgelerine özel izinle girilebiliyor. Çünkü burada yer alan ağaçlar bile aslında birer tarihi eser.

Sintra’daki bu şato gerçekten beni oldukça etkileyen bir yapı, hatta bugüne kadar en çok etkileyeni diyebilirim. Bu şatonun terasından Atlantik Okyanusu’nu görebiliyorsunuz. Adeta baktıkça bakasınız geliyor, efsanevi bir manzaraya evsahipliği yapıyor.

Bu şato ile ilgili ne söylesem boş aslında, mutlaka görmenizi tavsiye ediyor ve sizleri resimleriyle baş başa bırakıyorum.

sintra uzak

sintra

sintra

sintra

sintra

sintra

sintra

sintra

sintra

sintra

Daha sonra Sintra’nın tarihi merkezine dönüp burada başlıca görülecek yerlerden olan  Palacio Nacional (1433 yılında yapılmış) görüyoruz.

palacio nacional sintra

Palacio Nacional yakınlarında gözümüze çarpan diğer değişik yapılar ise, keşiş mezarları ve ilginç çeşmeleri. Sintra tarihi bölümünü bir diğer unutulmaz kılan ise Oyuncak Müzesi (Museu do Brinquedo), Neredeyse 3500 yıla dayanan Mısır dönemi taş oyuncakları gerçekten görülmeye değer.

Sintra’ya özgü “Queijadas” adı verilen yine hamur işi atıştırmalıklarımızı da deniyoruz. Çok enteresan bir tadı yok ama gitmişken yöresel birşeyler yemenin kimseye bir zararı olmaz, herşey meraktan anlayacağınız…

queijada

Son olarak ise Sintra’nın bir diğer gösterişli yapılarından Palacio de Regaleira karşımıza çıkıyor. Burayı da bitirdikten sonra 403 no’lu otobüsümüze atlayarak Cascais-Cabo de Roca istikametine doğru yola koyuluyoruz.

Cabo De Roca’nın özelliği, Avrupa’nın en batı ucu olması. Aslında benim en çok hayalini kurduğum fotoğraf ise Cabo de Roca’ya yani Avrupa’nın en uç noktasına kadar gidip Türk Bayrağımızı açmaktı fakat Portekiz’e kadar üşenmeyip götürdüğüm bayrağı otelde unutunca malesef bu hayalimi gerçekleştiremedim.

cabo de roca

Cabo de Roca’ya gelecek olursak, hediyelik eşya dükkanları, deniz feneri ve atıştırmalık bir kantin dışında herhangi birşey bulunmuyor. Buranın asıl cezbedici tarafı, Avrupa’nın Atlas Okyanusu’na açılan en uç noktası olması. Ben de şahsen ilk defa okyanus gördüğüm için aslında değişik bir havaya büründüm bir anda. Okyanusu bolca seyrettim.

cabo de roca

cabo de roca

cabo de roca

Önemli ve dikkate almanız gereken uyarım ise, inanılmaz bir rüzgar var Cabo de Roca ‘da bu sebeple mutlaka üstünüze yaz mevsimi de olsa hırka vs. gibi size koruyabilecek bir kıyafet alın aksi takdirde çok üşürsünüz. Rüzgar dinmek bilmiyor, fakat dalgaların karaya vuruşu ise insanı bir okadar etkiliyor.

Bu arada unutmadan, Avrupa’nın en batı ucunda olduğunza dair bir belgeyi de Cabo de Roca’dan 12€ gibi bir bedelle alabilirsiniz.

Cabo de Roca’da çok fazla vakit kaybetmeden, resmimizi çektikten sonra, geldiğimiz 403 no’lu otobüse tekrar binip şirin bir balıkçı kasabası olan Cascais’e doğru yola koyuluyoruz.

Bu arada Cascais’e ulaşmanın bir diğer yolu Lizbon’daki Rossio haricinde diğer bir istasyon olan Cais de Sodre istasyonundan 10dk’da bir kalkan Cascais treni. (Lizbon Card bu trende de geçerli).

Aslına bakacak olursanız Cascais bir balıkçı köyü, Lizbon’da yaşayanlar yazları deniz ihtiyacını Cascais’den karşılıyorlar diyebiliriz. Balıkçı köyü olması sebebiyle tabiki güzel bir de balık pazarı mevcut. Tren garından bu balık pazarına kadar uzanan tüm caddeler gezmeye değer güzellikte. Okyanusa doğru adeta açılan bir kapı olan ufak meydanı ise takip ederseniz okyanusu bulmanız pek de zor olmayacak.

cascais

cascais

cascais

Size bir diğer tavsiyem ise, özellikle yaz aylarında geldiyseniz mutlaka 1 gün de Cascais’de kalıp okyanusun ve bu şirin tatil beldesinin tadını çıkarın.

Son olarak Lizbon ve Sintra’da ne yenir, ne içilir ve mekan tavsiyeleri ile yazımı sonlandıracağım;

Lizbon’da ne yenir ne içilir ?

Patates ve balık Portekiz’in mutfağını özetleyen iki yiyecek.Yazımda yukarıda da belirttiğim gibi Bacalhau diye adlandırılan Morina balığı ve değişik karışımlarla oluşturulan atıştırmalıklar

Lezzet ve çeşit açısından oldukça geniş çorbaları mevcut. Çoğunda da patates katılıyor ve oldukça doyurucu ve lezzetli oluyor.

İspanya’da olduğu gibi burada da pastanelerde çok çeşitli hamur işleri mevcut. Her gün birtanesini tadabilirsiniz. Hatta Balıklı Kekleri mevcut, değişik bir tad olarak deneyebilirsiniz.

Yerel biraları ise Sagres ve Superbock. Ben Superbock’u daha çok beğendiğimi söyleyebilirim.

Ve geldik beni en çok etkileyen ve en çok sevdiğim içeceğe. “Ginja” Portekiz’in meşhur vişne likörü. İçilebilecek en iyi yer ise “A Ginjinha” Hemen Rossio Metrosunun orada köşede bu küçük dükkanı bulabilirsiniz. Herhangi bir oturma yeri bulunmuyor. Ayakta içeceğinizi içip yolunuza devam ediyorsunuz. Tadı hala damağımda.

Lizbon Mekan Tavsiyeleri

Barrio Alto semtinde çok sayıda küçük bar – pub mevcut. Gece hayatını rahatlıkla buralarda yaşayabilirsiniz. Çoğunun dışında fiyatları yazıyor, fiyat/mekan olarak en çok beğendiğiniz yerleri seçebilirsiniz. Rau Nova Do Carvalho gece hayatının en ünlü caddelerinden biri, burada bir köşeye oturup biranızı yudumlarken Lizbon halkını gözlemleyebilirsiniz. Biz Music Box adında bir club’ı denedik ve oldukça beğendik, kimse kimseye askıntı olmuyor ve oldukça kaliteli bir şekilde eğleniyorlardı. Bir diğer öneri ise enfes bir manzaraya sahip olan Clube Ferroviaro. Fiyatlar diğerlerine göre biraz pahalı.

Bu arada uygun fiyatlı bir akşam yemeği istiyorsanız, “Timeout Market” Tam size göre. Aslında eğer gittiyseniz aynı Barselona’daki gibi oldukça büyük bir kapalı kompleks içinde birçok restoranın biraraya geldiği, ortak alanda oturulup yemeklerin yenildiği bir alan. Resmini aşağıda görebilirsiniz.

mercado portekiz

Lizbon ve Sintra ile ilgili yazacaklarım bukadar. Şimdiden sizlere çok güzel bir tatil diliyorum, herşey gönlünüzce olsun.

Bu Yazıyı Paylaş: Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir